|
|
Bodrum / Yalıkavak - Lavanta Oteli çevresindeki bitki örtüsü
|
|
Türkiye’nin zengin
bitki örtüsü |
Dev granit kayalarının gölgesinde, kayalık bir uçurumun
ayırdığı, terkedilmiş Sandima köyü, geleneksel atmosferi koklamanın en
uygun yeri. 1923 yılına kadar şehirde Rumlar otururken, Türklerle Rumlar
arasındaki değişim sırasında tahliye edilmiştir. Bugün, etkileyici bir
tür olan sabır otu ağacı ( kökeni Amerika ) ve Opuntia Ficus – İndica (
bir çeşit devedikeni ) bölgeye yayılmış durumda, ancak botanikçiler daha
çok, bölgede bol bol bulunan bitkilere ilgi göstereceklerdir.
İlkbaharda, Orchis Sancta ( bir çeşit orkide ) gibi, birçok orkide veya
kahverengi yaprakları Nisan ve Mayıs’ta açan ufak Biaru Tenuifolium gibi
birçok kök bitki de görülebilir. Pembe zakkumlar dere boyunca en güzel
Temmuz ayında açarlar. Onu takip eden aylarda, köyün doğu yarısında
parlak sarı Sternbergia Lutea’ların açmaları görülebilir. Köklerinin
şimdiye kadar Türkiye olduğu düşünülen bu bitkilerin, bunlara
Türkiye’de, açık alanda değil de sadece köylerde rastlandığı için,
gerçekte Yunanistan’dan geldikleri sanılıyor. Bölgede yerli bir ok bitki
mevcut : mavi Delphinium Staphisagria ( bir çeşit hezaren ) eski
mezarlığın kenarında yetişirken, nemli havayı seven Adiantum Capillus -
Venerus, sadece köyün kuyusunda yetişiyor. Normalde sadece nemli sarp
kayalıklarda yetişiyorlar. Maria hn. ve Tosun bey, otelden terkedilmiş
köye nasıl gideceğinizi, size memnuniyetle tarif ederler. Gidiş ve geliş
yaklaşık iki saat sürüyor.
Lavanta Oteli’nin manzarasına hakim olan ünlü Kütür
yarımadası, günlük bir yürüyüş için ideal. Lavanta’dan Yalıkavak’a inin
ve merkeze geldiğinizde sağdaki ilk ana caddeye girin, buradan mavi
renkli “ Dodo Beach “ tabelalarını takip ederek devam edin. Bu yol,
Yalıkavak koyundan, bölgenin küçük tepelerden oluşan ucuna varmadan önce
, yeni bir yerleşim yeri olan Bahçe’ye bağlanıyor. Dodo Beach’in,
arabanızı park edip yürüyüşe başlayabileceğiniz büyük bir otoparkı var.
Daha ileri gitmek isterseniz, cip kullanmanızı öneririz. Yarımadanın
kuzey kıyısı boyunca, yaklaşık 15 – 20 dakika sonra, Yalıkavak
Belediyesi tarafından ağaçlandırılmış ve etrafı çevrilmiş Atatürk
Ormanı’na gelene kadar, stabilize edilmemiş yoldan devam edin. Burada
yol bitiyor, ancak önünüzdeki tepenin düzlüğüne tırmanırsanız, sayısız
Ege adalarının muhteşem manzarası ile ödüllendirileceğiniz bir kayalığa
geliyorsunuz.
Buradan, el değmemiş kıyının bir kısmına birçok patika yol gidiyor ve
tahminimize göre, bu patikalardan yarımadanın tümünü, her ne kadar biz
yoğun yağmur nedeniyle sonuna kadar gidemesek de, dolaşma imkanı var.
Birçok tepe ve kayalık Sarcopterium Spinosum‘un dikenli çalılıklarıyla
kaplı, daha çok topraklı bölgelerde ise, beyaz, parlak güle benzeyen
Cistus Mospeliensis yetişmekte. Bu tür, Akdeniz’in batısında hayli
bilinse de, Türkiye’de nadir olarak, daha çok 80’li yıllarından bu yana
tanınmakta.
|
narcisus |
İlk bakışta, yarımadanın ucu, bitki örtüsü açısından çıplak bir izlenim bıraksa da, yine de şaşırtıcı bir şekilde zengin. İlkbaharda, kısa, koyu yeşil yapraklı, ortasında açık mor renkte çiçeği olan, eskiden beri köklerinin iyileştirici etkisiyle tanınan Mandragorum Autumnalis isimli çiçekleri gözlemleyin. Eski bir söylentiye göre, dallanıp budaklanmış haliyle bir insan vücuduna benzeyen bu bitkinin kökleri, topraktan koparıldığında keskin bir çığlık atarmış. Söylentiye göre bu çığlığı duyan kişiler delirmeye mahkum oluyorlarmış. Bu nedenle, bu bitki, sahipleri kulaklarını kapatırken, bitkilere bağlanmaları suretiyle köpekler tarafından topraktan çekilerek toplanıyor. Köpeklerin kaderini kimse dert edinmiyor ! Bitkinin cazibesine kapılmayın – büyük, altın renginde, yumurta şeklindeki meyvesi hariç hepsi zehirli.
Sonbahar yağmuru henüz daha kuru olan sırtları
kapladığında, Scilla Autumnalis çiçeklerinin mavi – mor binlerce dikeni
ve ufak nergisler ( Narcissus Serotinus ) yarımadanın tüm ucunda
görülür. Nergisleri, gül gibi aynı tatlı ve yoğun kokuyu yaydıklarından,
yakından incelemekte yarar var.
.
|
sternbergia. |
|
Orchis Anatolica |
|
Crocus Biflorus |
Bazı bitkilerin daha iyi durumda olanları daha yukarıdaki kayalıklarda mevcut. Nisan’da deniz lavantaları ( Limonium Sinuatum ) derin mor yığınlar oluşturuyorlar. Bu tür, geniş bir aileden gelen, ekilebilir Lavanta’nın atası : Daha iyi baktığınızda mor çiçeğin asıl çiçek olmadığınıgörüyorsunuz. Kremimsi – sarı renkteki çiçekler, tıpkı bir begonya gibi, bu mor yapraklar altında yuva yapıyorlar. Yılın ileriki zamanlarında, kayalıklar iki farklı bitkinin çiçekleri ile daha kaplanıyor : Helichrysum Orientale ( saman çiçeğinin bir akrabası ) ve Silene Fabaria. Bunun canlı, mavi – yeşil yaprakları daha çok Crassula veya baharat olarak kullanılabilir.
Önceden bilgilendirilmiş ziyaretçi, biraz da şanslıysa, Akdeniz fokunu
görme şansını yakalayabilir. Bu utangaç, zor tutulabilen hayvan, kayalık
kıyılara ve koylara ziyaretleriyle tanınıyor ve yarımada, soyları ciddi
anlamda tükenmekle karşı karşıya olan bu memeli hayvanları korumak
amacıyla, koruma alanı olarak açıklandı. Bu foklar bir zamanlar,
Türkiye’nin ve Bulgaristan’ın Karadeniz kıyılarına kadar, nispeten tüm
Akdeniz’e geniş anlamda yayılmışlardı. Bugün, denizlerin kirlenmesi,
insanlar tarafından rahatsız edilmeleri ve denizcilerin ağları
nedeniyle, bu tür, yok olma tehlikesiyle karşı karşıya bırakıldı–
Dünya’da en çok tehlike altında bulunan memeli hayvanlar kategorisinde,
ilk on içinde. Göl – Türkbükü koyunun doğu ucunda bulunan, Gölköy’ün
doğal palmiye korusu da mutlak bir fenomen. Gölköy, ismini köyün doğu
ucunda bulunan küçük kıyının sonunda bulunan büyük, sığ gölden alıyor.
Gölün büyük bir kısmı, yılın çoğu zamanı kuru olduğundan, yabani bir göl
ortamı beklentisi içinde olursanız, hayal kırıklığına uğrarsınız.
Maceracılar için ayrıca, gölün kireç taşı dağlarının eteklerindeki bir
kaynaktan beslenen 5 hektarlık kısmının keşfedilme işi var. Palmiyeler
bu gölün yakınlarında. Birden fazla köklü, 8 metre yüksekliğinde 200
palmiye tespit edilmiştir. Tam olarak isimleri şu an belirsiz : Büyük
ihtimalle Giritli hurma palmiyelerinin ( Phoenix Theophrasti ) bir alt
türünü ya da Phoenix Theophrasti ile ekilebilir hurma palmiyesinin (
Phoenix Dactylifera ) karışımı bir melezi temsil ediyorlar. Bu tür,
yabani arazilerde pek tanınmadığı için, Gölköy’ün palmiyeleri, yabani
hurma palmiyelerinin ailesinden geliyor olabilir.
.
Meander’in güneyi,
Batı
Menteşe Dağlarının altındaki muhteşem bir doğal sit alanı olan Bafa
Gölü, lagünlerin dallanıp budaklanan yapıları, Büyük Menderes deltasının
tuzlu kısımları, Dilek Yarımadası Milli Parkı’nın yüksek burnu ve ayrıca
bir dizi önemli arkeolojik şehir, doğa / kuş dostları ve antik şehir
meraklıları için bu turu bir mecburiyet haline getiriyor.
Lavanta’dan
Milas yönüne ana caddeyi seçin. Havaalanı yol ayrımından birkaç
kilometre sonra “ Iasos “ ( 17 km. ) tabelasını göreceksiniz. Bu yol,
güneydeki kireç taşı dağlarına varmadan önce, Sarıçay düzleminde birkaç
kilometre için pamuk tarlaları arasından kıvrılıyor. Buradan, Güllük
Delta’nın ıssız bölgesine bakan güzel bir manzara vardır. Yazın bu
bölge, ılgın bitkisinin sayısız çiçeklerinden dolayı pembe; yüksek
sazlıklar ve saklı göletler de görülebilir.
Bataklık alan, suyunun kurutulmuş ve yeni havaalanının kurulmuş olması
nedeniyle zarar görmüş olsa da, göç etmeleri sırasında duran küçük
karabataklar ( Pygmy Cormorants ) için hala önemli. Dikkatli kuş
severler, her ikisi de daha önce burada kuluçkaya yatmış beyaz ve renkli
yalıçapkınını gözlemlemeliler.
Iasos’a giden yol iyi bir şekilde işaretlenmiş. Kıyıkışlacık köyüne, bir
taraftan da çamurlu koya yaklaşıldığında, yolun sol tarafında Iasos
yazan “ ada “ yükseliyor. Iasos’un, en az m.ö. 2000 yılına kadar uzanan
ve Rum, Spartalı, Pers, Karya ve Romalıları da kapsayan, karmaşık ve
uzun bir tarihi var. Bir grup İtalyan arkeoloğu, 60’lı yıllardan bu
yana, geniş bir alana yayılmış savunma duvarlarının ortasında, m.ö.
4.yy.dan kalan zarif bir Agoda Bouleterion ( yasama konseyinin buluşma
noktası ) gün ışığına çıkarmaktalar. Ancak Iasos’a yapılacak bir gezinin
en önemli olayı, Akropolis’in en yüksek tepesine tırmanıp, bölgenin
tarihinden ilham almak ve sayısız eski zeytin ağacı arasından deniz
manzarasının tadına varmak. Büyük çiçekli ve beklemiş balık kokusundaki
Calla Lilie çiçeğinin bir akrabası olan “ dramatik “ Dracunculus
Vulgaris çiçeği, ilkbaharda, çok yağmur yağdığında tepelerde görülürken,
sonbaharda çiçek açan Cyclamen Hederifolium ve zarif, beyaz Spiranthes
Spirales harabelerin duvarlarında açıyorlar.
Iasos’tan dönerken, birkaç km. için, geldiğiniz yolu geri gidin.
Kavşaktan sola dönün ve çam ormanı, değerli zeytin bahçeleri ve nihayet
geleneksel atmosferde bir dizi küçük köy içinden geçen küçük katran
yoldan devam edin. Sonbaharda ziyaretçiler, gözlenmesi gereken bir bitki
olan Sternbergia Clusiana’nın sarı, çanak şekilli çiçeklerini
görebilirler. İlk sonbahar yağmurundan sonra, yerleşim yerleri
yakınlarındaki bahçelerde ve tarlalarda en güzel hallerinde oluyorlar.
Özellikle Gürçamlar köyünün mezarlığında ve otlaklarında güzel örnekler
var.
Yol, Gürçamlar ve Kazıklı’dan aşağı gidiyor ve Akbük koyunun alçak kıyı
düzlemine varıyor. Dik ve rüzgarlı tepelerin tüyler ürpertici, beyaz,
kutu şekilli yazlık evlere imara açılması, bu çilek dallarının ve frenk
otlarının hakim olduğu tepelerin yabani etkisini hızla boşa çıkarıyor –
yani hızlıca Didim’e devam edin. Didim’deki Apollos tapınağının anıtsal
sütunlarının kendilerini, bu soluk sınır şehrinin sert yapıları
arasından ortaya çıkarışları gerçekten sürreal. 109’a 51 metre ve 108
devasa sütunlarla bu tapınak, eskiçağların en büyük anıtlarından.
Tapınak, şehrin sınırında olduğu halde, eski duvar yapıtında hala
kaplumbağalar cirit atıyor, yaz sonunda, duvar yarıklarında, açık mavi
kurşun kökü bitkisinin yakın akrabası olan Plumbago Europea açıyor.
Gerçekten görülmesi gereken bir manzara.
Didim’den dönerken tapınak ve eski kiliseyi sağınızda bırakın ve kuzey batı yönündeki yoldan, Peninsula’nın batı kıyıları boyunca devam edin.
Yaklaşık 15 km. sonra yol Akköy’den geçiyor. Solda kalın ve Priene ve
Milet tabelalarından sapın. Cip kullanan kuş severler, kavşaktan birkaç
yüz metre sonraki, çakıl taşlı yolu tercih etmeliler ( sarı bir pelikan
sembolünün olduğu, “ Büyük Ulusal Park “ yazılı levha ). Bu yol, Büyük
Menderes deltasının tuzlu alanları başlamadan birkaç kilometre devam
ediyor. Ardından, tuzlu arazinin içinden geçerek bir taş sete, Menderes
nehrinin ağzına varıyor, buradan, tuzlu araziden 1237 m. yükseklikte
bulunan Dilek Peninsula’dan, muhteşem bir manzara garantisi vardır.
Yolun sonunda, sanki gölde yüzüyormuşcasına duran birkaç baraka
göreceksiniz, bunlar küçük kayıklar ve çite benzer balık ağlarıyla
dalyan tutulan Türk balıkçılığının geleneksel kalıntıları. Bu balık
çitleri bütün koyu birkaç kilometre kapsamakta. Delta ve yarımada, 277
metrekare alana yayılan, korunma altına alınmış ulusal bir park.
Yarımadanın kayalık zemini, yabani ormanları ve zengin bitki örtüsüyle
ünlü. Peninsula, Türkiye’de Anadolu leoparının hala yaşadığı son
bölgelerden biri. Bu leopar, kendi türünün en büyüğü ve ebat olarak
Afrikalı akrabalarını aşıyor. Alçak tuz alanları ve lagünler kuş
yaşamları nedeniyle uluslararası üne sahipler : dalmaçyalı pelikanlar,
yağmur kuşu, tüylü bataklık kırlangıcı, kuluçkaya yatan nadir
kuşlardandır, ancak en çok etki uyandıran türler ise, kış aylarındaki
büyük flamingo, küçük karabatak, dalmaçyalı pelikan ve avocet sürüleri.
Anayol rotasını geri izleyin : buradan antik yerleşim yerleri Milet ve
Priene’ye sapabilirsiniz – bunlar için size ayrı bir tur öneririz. Bunun
yerine sağa sapın ve Akköy’e geri gidin. Köyden çıkın ve sola, Söke ve
Milas işaretine sapın : 7 km. sonra Söke ve Milas arasındaki
anayola ulaşacaksınız. Hevesli kuş severlere Bafa gölünün batı tarafının
sonunda bulunan, geniş bir alana yayılmış sazlık alana bir gezintiyi
tavsiye ederiz. Bunun için diğer taraftaki döner kavşağın dar patika
yolunu seçin. Birkaç kilometre sonra patika, gölden su çıkaran büyük bir
kanala götürecek. Göle ulaşana kadar sağdaki kanal kıyısını takip edin (
köpeklere dikkat ! ).
Misafirlere, Bafa gölünün yabani ve rengarenk manzarasının ve gölün kuzey
doğu kıyısındaki Herakleia köyünün tadına varmaları tavsiye edilir. Bu
köye ulaşmak için, yukarıda bahsedilen döner kavşaktan sağa girin, göl
boyunca devam eden, zeytin ağaçları ile kaplı sırt boyunca, yaklaşık 24
km.lik yolu devam edin, Çam İçi’ne gelince sola girin ve 10 km. sonra
Heraklia’ya ulaşacaksınız ( şimdiki adı : Kapıkırı ). Batı Menteşe’nin (
eski adı : Latmos dağları ) dik dağları altında kalan Herakleia ve
Latmos antik şehirlerinin ve 30 km. uzanan gölün konumu, Türkiye’nin en
güzel yerlerinden. Eski yerleşim yerlerinin kalıntıları, dağlardan düşen
büyük granit kayalar ile birlikte, geniş alanlara saçılmış ve bugünkü
köyün modern evleri ile ayrılamayacak bir şekilde iç içe geçmiş durumda.
6 km. uzunluğunda ve çok iyi şekilde korunmuş Helenistik şehir
duvarları, geriye kalan en dramatik duvar eserler. Ziyaretçiler genelde
birçok sayıda bulunan plaj kafelerinde keyifle dinleniyor ve kendilerini
bölgenin hikayesinin etkisine bırakıyorlar. Birçok yaşamış yazar
Herakleia ile, Shakespeare ve Keats tarafından ölümsüzleştirilen
Endymion’un efsanesi arasında bağlantı kuruyor. Bu hikayede Endymion
Zeus’u, kendisini bir mağarada sürekli olarak uyur halde tutması için
ikna ediyor; burada Endymion’un güzelliğinden baştan çıkan ve kendisini
uyandırmaya gönlü elvermediği için yanına uzanan, Selene tarafından
görülüyor. Daha sonra buraya göç edenler ve keşişler, Endymion’u, güçlü
fedakarlık duygusundan dolayı kutsal bir hristiyan, başkaları ise
ilgisizliğini, dış ortamla ilginin kesildiği, bir şizofreni çeşidinin
belirtisi olarak değerlendirmişlerdir ! Yine de Endymion Selene’ye, bir
defa bile uyanmadan 50 çocuk vermiştir !
Herakleia, gölün çok yönlü kuş hayatlarını gözlemlemek için de iyi bir
başlangıç noktası.
Şimdi geldiğiniz yere, Söke – Milas’a geri dönün ve sola sapın.
Lavanta’ya geri dönmek yaklaşık bir saat sürüyor. Son bir antik şehre
daha burada değinmek gerekir : Selimiye köyünün 4 km. gerisindeki
Euromos antik şehri. Zeytin ağaçları arasındaki, iyi bir şekilde
korunmuş Zeus tapınağı, yoldan sadece birkaç metre uzaklıkta olduğundan,
bu şehirleri gözden kaçırmak mümkün değil. Hala ayakta duran 16
sütunuyla bu tapınak, Türkiye’nin en güzellerinden.
Milas’ın yukarısında bulunan çam ormanlarının
ortasındaki, eski çağların kaybolmuş şehirleri ve az bulunan çiçeklerin
çeşitliliği, etkileyici bir günlük geziyi garanti ediyior.
|
Bodrum / Ege’nin kuş zenginliği |
Gökbel ve Batı Menteşe dağları ( isimler eski Türk Menteşe
Beylerindendan gelmekte ), Milas’ın kuzeyinde ve kuzey doğusunda
yükselen en alçak ama en
etkileyici
dağlardan. Bu günlük gezi, Milas’ta başlıyor ve bitiyor ve antik
şehirlerden Labranda ve Alinda’yı kapsıyor. Lavanta’dan Milas’ın
çıkışındaki büyük kavşağa gidin ve sağa, Söke yönüne devam edin. Birkaç
kilometre sonra gelen yol ayrımından sağa sapın ve antik şehir
Labranda’ya giden bu yaklaşık 14 km.lik yolu devam edin. Yol, dağların
içine doğru kıvrılıyor, kimi yerde arıcıları çalışır görürken, kimi
yerde uzak dağlara ve geniş bir alana yayılmış ormanların olağanüstü
manzarasına hayran kalacaksınız.
Bölge, büyük granit kayaları ile kaplı. Yaklaşık 30.000 hektar çam
ormanı var ve içinden geçtiğiniz orman, Türkiye’nin en büyük 2
ormanından bir tanesi. Burada yaşayanlar için bunların ekonomik değeri
çok yüksek, şansınız varsa, ziyaretiniz sırasında değerli çam
ağaçlarının yerliler tarafından ekilişini görebilirsiniz.
Alinda’yı terkettiğinizde, ya Cine yönüne devam edip, yolda Alabanda
antik şehrini ziyaret edebilir da Milas yönüne geri dönebilirsiniz. Eğer
uzun bir yolculuk için fazla keyfiniz yoksa, size ikinci alternatifi
öneririz. Karpuzlu’dan çıkın ve 5 km. sonra sola, Hatipkışla’ya sapın.
Gidez su deposuna rastladığınızda, yol tekrar keskin bir şekilde Milas
düzlemine kıvrılıyor.
Geniş bir alana yayılmış çam
ormanı içindeki yüksek kireç taşı kayalıkları, bozulmamış plajlar
boyunca yüzme ve Gökova körfezi üzerinden Datça Peninsula’ya tepeden bir
bakma imkanı, macerasever ziyaretçilere uzun ve manzara açısından çok
güzel bir gezi sözünü veriyor.
Bu tur, Milas yakınlarından başlıyor. Lavanta’dan Milas’a gidin ve ilçenin çıkışındaki büyük kavşağın 50 metre ilerisindeki ilk yol ayrımından sağa, Ören’e, girin. Zamanınız çoksa, kavşaktan sadece 1 km. sonra gelen, ünlü yassı tepenin üzerindeki Peçin Kalesi’nde vakit geçirebilirsiniz, ancak bu gezinin uzunluğu düşünülürse, bu kale için ayrı bir gezi planlamanız daha iyi olur. Peçin kalesine gitmek için, yaklaşık bir kilometre sonra küçük köye vardığınızda, ikinci yoldan sağa girin.
Ören’e kendiliğinden akan güzergah, yolun ilk yarısı, açık, ağaçlık
tepelerden geçiyor. Maalesef bölge, linyit kömürü çıkarılması nedeniyle
kısmen bozulmuş durumda. En iyisi hemen sahile gidin. Yolculuğun son
birkaç kilometresi kireç dağlarından devam ediyor : Yerli kehribar
ağaçlarını ( Liquidambar Orientalis ) gözlemleyin. Bu ağaç, nehir
yatağında birlikte büyüdükleri kavaklardan, küçük, koyu renk akça ağacı
benzeri yapraklarından dolayı ayrılıyor. Bu ağaç sadece güneybatı
Anadolu’da ve komşu ada Rodos’ta yetişiyor ve bu ağaç ( başka akraba
türleri de ), tüm Avrupa da içinde olmak üzere, bütün ılıman iklimlerin
görüldüğü zamanlardan kalan önemli kalıntılardan. Kısa bir süre öncesine
kadar bu ağaç, parfüm üretiminde ihtiyaç duyulan ve değerli bir reçine
olan anber ağaçı kaynağı idi. Ağacın az rastlanır olması ve öneminden
dolayı artık ticareti yasaklanmış durumda.
Kemerköy’de, kıyıdaki kömür enerji santralına geldiğinizde, soldaki Ören
köyüne girin. Ören ismi “ kalıntı “ anlamına geliyor ve köy, antik
Ceramus’un kalıntılarının üzerine veya tam içinde kurulu. Arkeoloji
rehberleri bu yerleri, yağmalanmış ve dejenere olmuş olarak
değerlendirip önemsemeseler de, sadece birkaç büyük yapı mevcut olmasına
rağmen yine de, halen büyüleyici ve sanatsal. Kaleler ve sokaklarda bu
yerin tarihi atmosferi hissediliyor : Tarih öncesinden kalan kapı
kemerlerindeki çamaşır ipleri, duvarlarda öten tavuklar, antik yapıların
temellerine yapılan bahçeler... Yükselen Kıran Dağları’nın eteklerinde,
eskisinden yenisi yaratılan Ören, her ikisine de dönüşüyor : yaşayan,
modern ve büyülü köy, aynı zamanda tarihi atmosferini koruyor.
Dönüşte, burada denize dökülen Koca Çayı Vadisi’nden gitmekte fayda var.
Yüksek kireç taşı kayaları, çam ormanları ( Pinus Brutia ) arasından
yukarı yükseliyor : Bu ormanların serinlik zamanlarında, birçok çeşit
çiçek keşfetme imkanı var, örn.: İlkbahar’da yağmurun yoğun olduğu
zamanlarda ve bazen de sonbaharda, zeytin yeşili ve beyaz renkte çizgili
çiçekleri olan Arisarum Vulgare ve sadece sonbaharda açan pembe Cyclamen
Hedeifolium. Daha dikkatli ziyaretçiler, sonbaharda açan pembe kareli
Colchicum Variegatum çiçekleri bile keşfediyorlar. Özellikle tarihle
ilgilenenlere : Irmağın yanından yükselen vadiden yukarı çıktığınızda,
Ceramus’luların yaptıkları, küçük bir su dağıtım yerinin kalıntılarını
göreceksiniz.Şimdi kömür enerji santrali yolunu geri gidin, Mumcular (
Karaova ) ve Lavanta’ya gitmek için, arazinin içine sapmayın, uzun,
kıvrımlı ama buna değen yolu tercih etmek için kıyı yolunu takip edin.
İlk birkaç kilometre için yol kıyıda bitiyor. Koylar ve plajlar, temiz
ve su, yüzmeye davet ediyor ( fakat altın kum plajlar beklemeyin –
burdaki plajlar küçük çakıltaşlarından oluşuyor ). Bir süre sonra yol
arazinin içine kıvrılıyor ve yüzyıllardır hemen hemen aynı kalmış bir
bölgeye varıyor. Bu Akdeniz’in en güzel bölgesi : küçük sokak, doğal
çizgilerini izliyor; yolu yukarı doğru izleyip, Gökova körfezinin suyu
üzerindeki bölgeye hakim olan Datça Peninsula’sı üzerinden, şaşırtıcı
bir biçimde, 180 derecelik bir bakış imkanının olduğu yüksek tepelere
varıyor. Bölgedeki geniş alana yayılmış çam ormanlarına hayran kalmamak
mümkün değil : birkaç bin yıl önceki Akdeniz kıyılarını kısa bir bakış
ve güney Avrupa’da manzaranın ne kadar değiştiğine dair acı bir
hatırlama.
Bölgedeki küçük köylerin içinden iyi bir yol tarifi yapmak zor, ama
bütün yollar çok güzel ve yerliler de size Milas – Bodrum anayoluna
nasıl çıkılacağını seve seve tarif ederler, sadece Bodrum diye sorun
yeterli.
![]()
ANA SAYFA - FOTOĞRAFLAR - ÇEVRE - BASIN - KONAKLAMA - REZERVASYON - FİYATLAR - OTEL SANAL TURU
©Yalıkavak Services A.Ş.
P.K. 35, TR 48430 Yalıkavak – Bodrum
TÜRKİYE
Tel.no.: 0252 – 385 21 67 faks no.: 0252 – 385 22 90
Bize bir e – posta gönderin !